STEFAN ZWEİG'IN HAYATINDAN BAZI NOTLAR

08 Mayıs 2021
STEFAN ZWEİG'IN HAYATINDAN BAZI NOTLAR

STEFAN ZWEIG’İN HAYATINDAN BAZI NOTLAR

Dünya Edebiyatı’nın önde gelen isimlerinden biri oldu. Bu üne değecek bir şekilde yazdı ve yaşadı. O nefrete bürünmüş olan dünyada, bir başına, nezaket içinde başka yollar arayan biriydi.

Bir Yahudi olarak Avusturya’da doğmuştu. Ama onun için kimliğini dini değil, toplumuyla kurduğu yurttaşlık bağı belirliyordu. Böylelikle insan işçisi olarak, sınır gözetmeksizin bütün insanların ruhlarına ve düşüncelerine dokunabilecekti. Zengin bir ailede, uygar ve eğitimli bir büyüme süreci geçirdi.

Stefan Zwieg’in psikanalize yoğun bir ilgisi vardı. Psikanaliz üzerine kitaplar okur, bu alanın bilim adamlarıyla konuşmaktan büyük zevk alırdı. Bu ilgisi ona, ölümsüz ve gerçekçi karakterler yaratmasına sebep oldu. Karakterlerinin hayatın için bir sıra engellerle karşılaştırıp, bir anda değil, yavaş yavaş onların umutlarının tükenişini anlattı. 

Stefan Zweig, Avrupa’nın kültürüne hayran biriydi. Bu yüzden, özellikle de Avrupa kentlerini gezmeyi, tarihi eserleri ve orada yaşayan kültürel değerleri görmeyi tıpkı yazılarına duyduğu tutkuyla bağlıydı. Seyahat ettiği şehirlerde muhakkak yazarlarla görüşür, uzun uzadıya fikir sohbetleri yapardı.

1938 yılından ölümüne kadar olan süreç ise onun için ciddi bir travma ve karamsarlık dönemi oldu. Çünkü her şeyden çok değer verdiği ve dünyanın geleceği için umut olarak baktığı Avrupa, kimlik krizleri ve bu kutuplaşmadan ortaya çıkan savaş çığlıklarıyla dolmaya başlamıştı. Hiçbir zaman dünya içindeki varlığını dini üzerinden tanımlamamasına karşın, Nazi Partisi’nin önce Almanya’da, daha sonra ise işgal ettikleri Avusturya’da da Holokost eylemini başlatmasıyla beraber Stefan Zewig bir anda ülke içinde istenmeyen adam oldu. İlk önce Paris’e gitti. Fakat Nazi Partisi’nin genişlemeci politikası oraya da sıçramaya başladı. Fakat Zweig’in karamsarlığını travmaya dönüştüren olay ise kitaplarının meydanlarda halk ile birlikte askerlerle yakılmasıydı.

Kitapları yakıldıktan sonra Zweig, çok sevdiği Avrupa’dan taşındı. Dünyanın birçok yerine gitti. Bu sırada da Avrupa, Nazi Partisi’nin işgali altında bir bir şehirlerini kaybediyor, kitlesel ölümlere sebep veriyordu.

Stefan Zweig’in Hinsitan’dan, Küba’ya, oradan Amerika’ya doğru uzayan yolculuğu Brezilya’da son buldu. Yolculuklarında her daim yanında bulunan sekreteri Lotte Antmann ile aşk yaşamaya başladı. Ölümünden önce tutkuyla bağlandığı tek şey bu aşktı.

Evinden ayrıldıktan sonra dünyanın birçok yerinde geçirdiği yolculukların arasında kendi en sıcak gelen yer Brezilya ve oranın halkı oldu. Bu yeni duygu onu biraz daha hayata bağladı. Ama Nazi Partisi’nin dünyanın birçok yerinde ilan ettiği işgal haberleri, Brezilya’ya ulaştıkça içindeki karamsarlık artık umutsuzluğa dönüştü. Böyle bir ruh halinde kült haline gelmiş olan “Satranç” romanını yazdı. Bu eserde, 2. Dünya Savaşı bünyesinde hissettiği tüm duyguların bir tür özetini geçti.

Ama umutsuzluk onu bırakmıyordu. Bir süre sonra Nazilerin bağlandığı son yer olan Brezilya’ya da geleceği fikrine kendini kaptırdı. Bir gün öğleden sonra sevgilisi ile birlikte otel odasına çekildi. Dostlarına her zamanki nezaketiyle bir mektup kalem aldı. Sonrasında ise sevgilisi ile birlikte uyku hapı içip ele ele ölüme yürüdü. Geride bıraktığı mektubunda ise şu cümleler yazıyordu:

“Bütün dostlarımı selamlarım! Hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızıllığını görmek nasip olsun. Ben her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”

Hazırlayan: Kasım Hasan Ünal


STEFAN ZWEİG

..

..

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.