NİETZSCHE'NİN SON AĞLAYIŞI

07 Haziran 2021
NİETZSCHE'NİN SON AĞLAYIŞI

Avrupa’da Aydınlanma Dönemi ile başlayan fikir ve sanat dünyasındaki gelişmeler sonraki yüzyıllarda bütün dünyayı saracak bir değişime neden olacaktı. Bu dönemde patlak veren ve  sonraki yıllarda daha da derinleşen kilise ve bilim arasındaki mücadele bir kopuşa neden oldu. Modernizmin inşası olan bu süreç, Avrupa’da hakikat bilgisinin Tanrı’dan alınıp insana verilmesi, yani keskin bir sekülerizmin var olmasına sebep oldu. Binlerce yıl Tanrı-egemen bir anlayışla hayatı yorumlayan insan için bu bir travma yarattı. Ve sonunda 2. Dünya Savaşı sonrasına kadar devam edecek olan aklın her şeyin temel hakikati olduğu ve ilerlemenin önünde hiçbir ahlaki durumun olmamasının esas alındığı bir süreç başladı.

İlk olarak Avrupa’da yaşanan bu değişimde Kant gibi bazı düşünürler bu görüş ile barışık yaşarken bazı düşünürler içinde içinden çıkılmaz bir duruma düşüyor, süreç içinde kendi yollarını bulmaya çabalıyorlardı. Bu düşünürlerden biri ise Nietzsche’ydi. Nietzsche, kendi hakikatini bulma yolunda girişeceği bu yolda, kendisinden sonraki yüzyılı şekillendirecek ve Heidegger, Derrida, Foucault gibi düşünürleri derinden etkileyecekti.

Nietzsche, öncellerde hayatın anlamının yüce sanatta olduğuna inanmaya başladı. Bu düşüncelerinin en büyük dayanağını da Wagner’in çok sesli müzik sanatında görüyordu. Wagner, hayranlığı o dönemlerde bütün hayatını kapsıyordu. Wagner ile yakın ilişkiler kurup onunla fikir alış verişleri yaptı ve çalışmalarına yardım etti. Bu dönemde Nietzsche, yaşamı iki kavrama böldü. Bunlardan biri mantığı ve düzeni temsil eden Apolloncu anlayış, diğeri ise esrikliği ve sanatı temsil eden Diyonisoscu anlayıştı. Nietzsche, dünyanın geleceğinin Diyonisoscu anlayışta olacağını düşünüyordu. Fakat Nietzsche, Wagner’in büyük gösterisi bir hayal kırıklığı yaşadı. Bu hayal kırıklığı Wagner de dâhil çevresindeki insanların asıl meselesinin öz sanat değil sadece gösteriş olduğu kanısına varmasıydı.

Nietzsche, yaşadığı bu hayal kırıklığının ardından derin bir çöküntü yaşadı. Sonra o dönemler kötümser bir anlayışta dünyayı yorumlayan Schophauer’u okumaya ve onun düşünceleriyle hayatı yorumlaya başladı. Schopenhauer, hayatta insanın hiçbir zaman mutluluk bulamayacağını, çünkü insana dayalı bir hayatta bunun mümkün olmadığını savunuyordu. Ona göre insan ancak hayattan hiçbir şey beklemeden bir nebze rahat yaşayabilirdi.

Nietzsche, bu düşüncelerden bir süre sonra kendi hayat görüşünü temellendirmeye başladı ve “üstün insan” görüşünü ortaya attı. Bu görüşe göre bazı insanların bazı insanlardan üstün olduğunu ve onların da genel ahlak değerlerinin dışında hayat ve diğer insanlar hakkında dilediğince karar verebileceğini iddia ediyordu. Ayın zamanda bu dönemde kilise ve modernite üzerine eleştirilerde bulunuyor ve çok bilinen “Tanrı Öldü!” sözünü dile getiriyordu. Nietzsche, “Tanrı öldü, onu biz öldürdük” derken hakikatin temeline insanı, yani Kant’ın Cogito’sunu ( Düşünüyorum o halde varım.) fikrini hicvediyordu.

Nietzsche, hayatının kalan bölümünden yavaş yavaş toplumdan çekilmeye başladı. Ruhsal bozukluğu ise gittikçe kötüye gidiyor, şiddetli baş ağrıları ve gerçekle hayal arasında gidip gelen sanrılara maruz kalıyordu. Hastalığı ilerleyince ise kız kardeşinin yanında yaşamaya başladı.

Nietzsche’nin kız kardeşinin yanında kaldığı bu dönem büyük düşünür için bir hüsran olacaktı. Çünkü akıl sağılığı iyice bozulmuş Nietzsche, kız kardeşi tarafından eve gelen ziyaretçilere sunuluyordu. Ziyaretlerin sebebi ise o dönemler Almanya’da gittikçe yükselen “Yüce Aryan” düşüncesinin yükselişte olduğu ve Nietzsche’nin fikirlerinin yanlış anlaşılıp bu fikre mal edilmesiydi. Öyle ki ziyaretlerinden birinde eve Adolf Hitler de gelmiş, kız kardeşi Nietzsche’nin bastonunu ona hediye etmişti.

Nietzsche, hayatının sonra günlerinde odasında oturuyordu. Hareketsiz ve konuşamaz durumdaydı. O esnada dışarıdan bir arabacının atını kırbaçladığını ve atın da inleme sesleri duyuldu. Bir anda Nietzsche, evden dışarı çıktı ve kırbaçlanan atı kucaklamaya ve ağlamaya başladı. Herkes bir anda şaşırıp kaldı. Nietzsche’yi zorlukla oradan alıp odasına götürdüler. Uzun zamandır suskun olan Nietzsche’nin ağzından şu sözler döküldü:

“Tanrım, ne kadar aptalım.”

Bu sözlerden bir hafta sonra Nietzsche, hayata gözlerini yumdu.

Hazırlayan: Kasım Hasan Ünal


BÖYLE SÖYLEDİ ZERDÜŞT

::

::

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.