FRANZ KAFKA'NIN DÜŞÜNCE DÜNYASI

08 Mayıs 2021
FRANZ KAFKA'NIN DÜŞÜNCE DÜNYASI

KAFKA’NIN DÜŞÜNCE DÜNYASI

Franz Kafka, modernizmin birey üzerindeki baskısını, bir nevi onu kimliksizleştirmeyi anlatmaya çalışmıştır. Kısa süren yaşam sürecinde kaleme aldığı eserlerle, kendisinden sonra bütün dünyada hüküm süren devlet-birey arasındaki çatışmaya ses olmuştur.

Kafka, özellikle Sanayi Devrimi’nin ulus devletlerini ortaya çıkardığı dönemde, ideolojiler çerçevesinde kitleye dönüştürülen ve baskı altında tutulan bireylerin durumunu gerçeküstü, özgün bir dil ile anlatmıştır. Kullandığı anlatım dili, kendisinden sonra gelen yazarları etkilemiştir.

Franz Kafka’nın kullandığı gerçeküstü anlatım üslubu, kendinden sonraki yıllarda “Kafkaesk” anlatım olarak kullanılmıştır. Franz Kafka’nın yazılarıyla etkilediği en önemli yazarlar arasında Milan Kundera ve Gabriel Garcia Marquez’de vardır. Özellikle gerçeküstü olayları normal bir durummuş gibi anlatması Gabriel Garcia Marqez’in “Yüzyıılık Yanlızlık” isimli romanına ilham olmuştur.

Kafka, eserlerinde özelikle şu üç kavramı işlemeye çalışmıştır: Yabancılaşma, sosyal dışlanma, kimlik sorunları. Bu üç sorunsalı bireyin iktidar karşısındaki baskısı ve iktidarı ele geçiren bireyin dönüşerek, kendi varlığını başkalarının ezilmesine bağlı tutmasıyla temellendirir.

Kafka’nın eserlerinde temel oluşturduğu sosyal dışlanma kavramı, ideolojiler etrafında toplumun varlığını kendi iktidarına bağlayan azınlık kesimin, kendine özgü bir vatandaş rolü belirleyip, bu role uymayanları toplumun dışına itmesidir. Bu durum, iktidarın gelenekle iş birliği yaparak da gerçekleşir. Böyle bir durumda iktidar, belirlediği vatandaş rolüne uymayan kişileri, toplum aracılığıyla yaşam dışına atmayı sağlar. Sosyal dışlanmaya uğrayan birey, toplumu tarafından tehdit ya da bir tür yaratık olarak algılanır.

Kafka’nın, ünlü “Dönüşüm” eseri ise bu durumun bütün detaylarını temsil eden bir anlatıdır. Hem yoksul hem de güç karşısında sinik bir karaktere sahip olan Gregor Samsa, toplumunun içinde bir süre sonra bir böceğe dönüşür. Bu bir bakıma sosyal dışlanma sürecinin nihayete ermesi ve bireyin toplumun dayatmalarına karşı teslim olmasının sonucudur. Gregor Samsa’nın sosyal dışlanması ilk olarak aileden başlamıştır. Çünkü özellikle Kafka’nın eserlerinde iktidarı elinde bulunduran bürokrasi, ötekileştirme eylemini ilk olarak aileye yaptırır. Bu bir taraftan Kafka’nın kendi hayatında tecrübe ettiği bir durumun, yani babasının kendisine karşı uyguladığı sebepsiz baskının ve dışlanmanın, suçsuzken suçlu olma durumunun açık bir örneğidir. Kafka’nın varlığı ile birlikte babasına verdiği korku ve tedirginliği, böceğe dönüşen Gregor Samsa’da ailesine ve çevresine yaşatır. Bu korku, sosyal dışlanmaya uğrayan bireyin kendi eylemi sonucunda oluşan bir sonuç değil, toplumun vasat bir standartta sabit tutmaya çalıştıkları düzenlerinin yıkılmasına dair hissettikleri güvensizlik duygusunun tezahürüdür.

Kafka’nın baş karakterlerine yaşattığı bir yere sahip olamama durumu, onun diline de yansıyan bir durumdur. Kafka, sanayileşmenin kişi üzerinde en ağır yaptırımları ve sonuçlarının yaşandığı Avusturya’da hayatını sürdürmüştür. Avusturya, hem coğrafi açıdan hem de kültür bakımından Avrupa’nın batısı ve Balkanlar arasında sıkışmış bir yerdir. Bu durumun üstüne bir de ulusal devletlerin dünya genelinde yükselmesi ve ırk üzerinden geleceğin inşa edilmesi üzerine, Kafka, bir Yahudi olarak kendi toplumu içinde ötekileştirilmiş, sosyal dışlanmaya maruz bırakılmıştır. Bu durumun Kafka’nın dili üzerindeki tezahürünü ise, yazılarında kullandığı dilin, Almanca, Çekçe ve İbranice arasında kalması bakımından görmekteyiz.

Kafka, “Dava” ve “Şato” gibi eserlerinde baş karakterlerini kurallarını ve kendine yöneltilen bilgileri bilmediği ortamlar içinde bırakır. Dava’daki Josef K ve Şato’daki K, bürokrasinin kendine uyguladığı baskıya karşı bir süre kendi varlığını onlara kabul ettirmeye çalışır. Bu mücadele içinde giderek suçsuzken suçlu olma durumuna düşerler ve sonunda suçlarını nedenlerini bilmeseler de kabul etmek zorunda bırakılırlar. Amaçlarının sonundaki teslimiyet, karakterin tükeniş ya da ölümü ile sonuçlanır. Amansız mücadele, bürokrasinin gücü karşısında nihayetsiz bir duruma sokulur. Bu Kafka’nın güç ve güçsüzlük arasında sürekli canlı tutulan gerilimin, her defasında adaleti gerçeklerin değil, gücü elinde bulunduran tarafın belirleyeceğinin ilanıdır.

“Dava” isimli eserinde uyguladığı suç ve ceza kavramı, Dostoyevski’nin ünlü eseri “Suç ve Ceza” romanındaki kurguya ters olarak işlenmişti. “Suç ve Ceza” romanın başkahramanı Rakolnikov, suçunun bilgisindedir ve romanın devamında cezasını aramaktadır. Fakat “Dava” romanındaki Josef K, cezasını bilir ve romanın sonuna kadar suçunu öğrenmeye çalışmaktadır.

Biri insanın içindeki iktidara karşı verdiği mücadele diğeri ise insanın topluma karşı verdiği mücadeledir.

Hazırlayan: Kasım Hasan Ünal


FRANZ KAFKA

..

..

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.